Yakup Tartık
Yakup Tartık

Yakup Tartık Yazdı "HİZMET Mİ HİMMET Mİ"?

Malumunuz ülke olarak yine bir seçim zamanı, herkesin tek gündemi haline gelmiş. Öyle ki çoğu şey bu zaman aralığında maksadı dışına çıkmış, durumumuzu günden güne anlaşılamaz bir hale getirmiştir. İşte gündemimizi meşgul eden bu durum, akıllara ba

2 Nisan 2019 Saat: 11:42
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 378 kez okunmuştur

Malumunuz ülke olarak yine bir seçim zamanı, herkesin tek gündemi haline gelmiş. Öyle ki çoğu şey bu zaman aralığında maksadı dışına çıkmış, durumumuzu günden güne anlaşılamaz bir hale getirmiştir.

İşte gündemimizi meşgul eden bu durum, akıllara bazı sorular getirmektedir? Ben de bu seçim süreci içinde gerek saha çalışması gerekse zaman zaman şehrin sakinleri ile diyaloglar kurmam neticesinde bu süreç birtakım gözlem ve tespit yapma imkânını sağlamış oldu. Bunlar da bu konuyu derlememe ve sizinle paylaşma noktasında beni nihai bir sonuca ulaştırdığını söyleyebilirim.

Epey zaman meşgul olduğum bu meseleye naçizane fikirlerimi ve de çözüm önerilerini, bu şehrin bir evladı, değeri olarak dile getirmek bir vefa borcu olarak bilirim. Zira bir katre de olsa şimdilik için yapmam gereken ne ise onu yapmaktır. Dedim ya vefa borcu… Memleketimizin imkânları ne kadar olursa olsun, üstümüzdeki ağırlığı hiçbir değerle ifade edilmeyecek kadar büyüktür. Çoğumuz belki bunun farkında da değiliz. İnsanı kadirşinas olan bu memleket, binbir zahmetle okuttuğu evlatlarından şimdi kendilerine sahip çıkılması ve sesi olmasını istemektedir. Onların en doğal hakkı olan bu makul talebi, vicdan sahibi olan her eğitimli ve duyarlı bireyin kulak vermesi, olmazsa olmazları olan bir husus olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İşte onlardan biri de ben değil miyim? Tabii ki de bunlardan biri de benim. Bakın burada özellikle vurgulamak istediğim bu memleketin evlatlarından, hayatta belli bir eğitim seviyesine ulaşmış, bazı makam ve mevkilere gelinmiş, ticaret, sanat vb. alanlarda çok önemli bir noktaya ulaşmış, yüzlerce değeri vardır.  Belki ben bunların içinden akla gelemeyecek kadar basit sıradan bir biriyim. Ayrıca bu memleket için bir fikri zikri olan herkes ne konumu olursa olsun, fark etmeksizin taşın altına elini sokmalı ve memleketin geleceği için elini vicdanına götürüp tavrını, duruşunu ortaya koymalıdır. Dolayısı ile biran önce birbirimizi çekiştirmeyi bırakıp var olan imkânımızı, enerjimizi var gücümüzle memleketimizin imarına, huzurlu ve mutlu yarınlarımız için güzel hizmetler yapılmasına harcayalım. Kimimiz fikri, kimimiz zikri, kimimiz ayni, kimimiz nakdi… Ne şekilde imkân sağlayacaksak sağlayalım yeterki bu memleket için tek kol, tek ayak ve tek yürek olalım. Zira bu memleket yıllarca bizi bağrına basıp besledi, kıt imkânlarıyla her şeyini bize hizmet olarak sundu. Şimdi bunun karşılığında bizden himmet diliyor ve himmeti de hizmet olarak istiyor. Memleket yıllardır üstüne çökmüş sis bulutları altında harap türap olmuştur. Bu memleketin ölü toprağına can vermek, umudunu yitirmiş gencecik fidanlarına umut ışığı olmak, yıkılmış dökülmüş bedenini yepyeni bir çehreye kavuşturmak, her bir tarafını imara açıp en güzel bir biçimde sürdürebilirliğini sağlamak her bireyin borcu olsa gerek. Bu durumun kime ne faydası yok ki? Soruyorum böyle bir şeyi istemeyen kimse olur mu? Ben söyleyeyim elbette hayır. Zira faydalı güzel bir şeye asla kimse hayır diyemez.

  Bakın zamanında adaletiyle nam salmış Nuşirevan adında bir hükümdar varmış. Öyle ki onun bu adaleti, civardaki bütün komşu ülkelere kadar ulaşmış. Hükümdarın memleketin ahvaline olan hassasiyeti oldukça yüksekmiş. Bir gün idaresindeki memleketin durumunu öğrenmek için hasta numarası yapıp yataklara düşmüş ve bunu da saray hekimlerine izah edip kimseye söylememelerini tembihlemiş. Ayrıca hekimlerine bu hastalığını tedavisi de gevhere bitkisi ile olunacağına söylemesini istemiş. Bu bitki de yıkılmış dökülmüş harap yerlerde, bakılmayan arazilerde vb. yerlerde biten bir şey. Hükümdar mahiyetindeki vezirlerini, idarecilerini çağırır ve durumu anlatılır. Ülkesinin dört tarafına yayılıp bu bitkinin getirilmesini ister. Uzun bir zaman sonra dönerler, fakat böyle bitkiyi ne yazık ki bulamazlar. Hükümdar neden eliniz boş olarakdöndüğünü sorar? Onlarda hükümdarlarına cevaben şunları söylerler: “Hükümdarım, hangi şehre, hangi beldeye, hangi köye vardıysak ne yıkık dökük bir ev ne de bakılmamış, terkedilmiş bir yer gördük. Hal bu olunca hiçbir yerde bulamadık”.  Hükümdar tebessüm eder ve huzur içinde olan biteni anlatır. “Eğer öyle bir şeyle dönmüş olsaydınız muhakkak mahiyetimdeki sorumlu idarecilerimin derhal kellerini alırdım”. Ülkesini imar etmeyen tebaasından memnuniyet beklemesin. Memleketini imar etmeyen insanların huzurlu olmalarını mutlu olmalarını da beklemesin. Ucuz basit siyaset yapmaktan artık vazgeçelim. Bunun kime ne faydası olacak ki! Boş lakırdı olmaktan öte başka bir şey olduğu yok, tabi ki lakırdı da eğer fayda ise. Özellikle idarecilerimiz, yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz boş sözler sarfetmekten, yerine getirmeyecek sözlerden ve halkını olmadık şeylerle oyalamaktan biran önce vaz geçip bu tantanadan uzak dursunlar. İnsanını en kıymetli bir değer olarak görüp buna lakıyla muamele etmelidir.

  Seçim zamanlarında öyle böyle ortaya birçok vaatler atılır birtakım sözler verilir seçmen bunların neticesinde söylenenlere itibar eder ya da etmez fakat sandığa gider sadece birine tercihini yapar. Sonuç itibariyle kim seçilirse seçilsin mahiyetindeki herkesin sorumluluğunu üstlenmiş olduğunu kabul etmelidir. Hemen iş başına geçer geçmez sorumluluğu altındakilere olan himmetini göstermeli tarafsız, hakkaniyetçi adil bir yerin emiri olmalı. Gerçekçi hizmet odaklı bir anlayışla memleketin sosyokültürel yapısını, potansiyel ekonomik coğrafi yapısını, fiziki ve siyasi demografik yapısını ve bölgenin stratejik konumunu belirleyip tüm bunların verileri doğrultusunda işe koyulmalı ve hizmetini icra etmelidir. Tüm bunları yaparken sakın ha geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi ihmal etmeyelim. Zira onlara rağmen onlarsız atılan her adım eksik ve yarımdır. Bu durumu dipsiz bir kuyuya benzetebiliriz. Orayı doldurmak için ne kadar yatırım yaparsak yapalım hep öyle görünecek ve hiçbir zaman sonuç elde edemeyeceğiz. Dolayısı ile ne yatırım yapılacaksa ne hizmet sunulacaksa temelinde yarınımızın teminatı olan çocuklarımız muhakkak olmalı ve bunun üzerinde şehirler imar edilmeli yarınlar düşlenmelidir.  Sanırım bu son zamanlarda en büyük yanlışımız bu noktada dile getirdiğim husustur. Şehirlerin her türlü fiziki ihtiyaçlarına yatırım yaptık ama maalesef insanını unuttuk. İhtişamlı yapılar yaptık, göz alıcı caddeler, parklar, bahçeler, yallar yaptık yapıyoruz. Fakat bunlar hepsi gelip geçici şeylerdir. Ya çocuklarımız gençliğimiz? Kalıcı olan tek hayat olduğu sürece insandır. İşte tüm bu gelip geçi olan şeylerin kalıcı olması için geleceğimiz teminatı olan çocuklarımızın geleceğine yapacağımız yatırımlar ile ancak olur. Onların sağlıklı ve geleceklerine umutla bakılmasını ancak onlar odaklı atılan adımlarla olur.

  Neyse anlatılacak çizilecek çok konu var şimdilik bu kadar. Kısmet olursa belki ileriki zamanlarda bunun devamı olan bir yazı daha yazarım inşallah. Bir laf var, iman varsa imkân da vardır, elhamdülillah iman var. O zaman ne duruyoruz? Karınca kararınca memleketin için geleceğin için elinden geleni yapmaya daha ne duruyoruz? Eğer ben de varım diyorsan hadi bismillah de ve sende katıl bu yola.

                                                          

 

 

 

YORUMLAR

Bu Yazıya Yorum Yapılmadı. İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz? 
Lütfen Resimdeki kodu yazınız
 

Genç Gazetesi, Genç Haber Sitesi, Bingöl Genç ilçesi Haber sitesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Yakup Tartık Yazdı "İslam’da Bilim ve Adanmışlık"15 Nisan 2019 Saat: 11:10
Modern denizcilik dedin mi nedense çoğumuzun aklına ya Portekiz ya da ispanya gelir. Öyle ki bazen modern denizciliğin tamamen bu ülkeler etrafında başladığı ve şekillendiği gerçeğine kapılırız.
Tüm Yazıları